2 Aralık 2015 Çarşamba

Temizlik ve düzen işlerine ne dersiniz?

Kendimi toparlayamadım ki, burayı toparlayayım...
Taşınmak ne zormuş!
Yeni eve ve düzene alışmak o kadar sorun değil de, eşyaların içinde kaybolup bir gün önce gözünün önünde olan şeyi bir yerleri toparlarken başka bir yere koymak ve bir daha da bulamamak...
Neleri kaybetmedim ki bu taşınma döneminde? Yüzüğüm, konyak kahehlerim, kutu içindeki iç çamaşırlarım ve en son çizmelerim! Çizme konusu çok önemli çünkü haftasonnu İzmir'de çok yağış vardı ve ben o çizmelere muhtaçtım. Nitekim, hala çizmeleri bulamadım...
Zaten aylar öncesinden başlayan taşınma telaşım içinde hiçbir şey yapamadım, elimden bir iş gelmedi, koliler benim eve aidiyet duygumu köreltti. Bir de "Yeni evde neler neler yaparım ühüüüü." diye yapacağım bazı şeyleri erteledim, farklı bir motivasyon ile başlarım diye düşündüm.
Amma velakin daha ayakkabımı bulamıyorum, ne yeni işi?

Temizlik işi de zormuş be arkadaş! Akşam eve saat 17.30 da geliyorum (pek çok çalışan olarak ağzıma ağzıma vurmak isterseniz haksızsınız diyemem), yemek hazırla, ye, etrafı toparka derkeeen bir bakıyorum saat 22.00 olmuş. Erken yatmayı seven biriyim, bu nedenle saat benim için son derece geç, evde başka bir şey yapacak enerji falan kalmıyor bende böyle olunca.

Bu işe nasıl dur derim diye bir araştırma yapayım dedim. İnsanlar evlerini nasıl temizliyorlar, nasıl düzenliyorlar, püf noktaları nelerdir; hepsini, hepsini, hepsini öğrenmek istedim.

Türkçe blog sitelerinde aramasını beceremediğimden olsa gerek, pek bir şey bulamadım.
Yabancı kaynaklı sitelere baktığımda pinterest dahil çokça kaynak vardı. Bazı bloglarda okudukça "Vay be, bu da mı temizleniyormuş?!" diye şaşırdığım bilgilere ulaştım. Bazılarında ev yapımı temizleyicilere -bu konuda Türkçe kaynaklar da epeyce mevcut.- ulaştım. Bazılarında da kişilerin kendilerine hatırlatma amaçlı listeler oluşturduklarını gördüm. Hatta bunun bir sektör haline dönüştüğünü görünce epey şaşırdım. Ama hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Özellikle cleanmama.net, bu konuda bence çok başarılı bir web sayfası.

Ben de kendime hazırlamak istedim, YAPILACAKLAR LİSTESİ, GÜNLÜK MENÜ LİSTESİ, TEMİZLİK LİSTESİ gibi şablonlar hazırladım.
























Çizelgeler daha düzenli bir çalışma ortamı sağlıyor, gözün önünde olduğu zaman unutulacak şeyler hatırlatılmış oluyor. Ben bu nedenle seviyorum listeleri, çizelgeleri, planları.

İsterseniz, resmin üzerine sağ tıklayıp kaydedebilirsiniz. Orijinal boyutta yükleme yapmaya çalıştım, umarım işe yarar.

Kolaylıklar dilerim, herkese.
Sevgilerimle.

21 Temmuz 2015 Salı

mavi-pembe bir çekiliş








 http://feyzanincicileri.blogspot.com.tr/2015/07/blogda-cekilis-vaaarrr.html

Güzelli şeyler varmış burada.  Son gün bugün! Oldum olası talih, şans, kura vb. şeylerde elle tutulur bir kazanım elde edememişimdir. Bu demek değildir ki denemiyorum, inatla üstüne gidiyorum. Belki tutar, kim bilebilir.

Kafam, evim, elim, yüreğim o kadar dolu ki ne zamandır yeni hiçbir şey üretemiyorum. Yeni yazılar yazmak gerek değil mi? Olmuyor işte... Biraz sakinlemem gerek.

Neyse konu bu değil. Çekilişe katılmak isterseniz, linke bir tık; belki de sizin olur bu güzellikler, deneyin!

Sevgilerimle,
P. 


23 Mart 2015 Pazartesi

renkli olsun, benim olsun. amerikan servisler

Yazmayali yuzyillar oldu.
Cok uzuluyorum, ben buna basladim ve son kez dedim bu sefer; eger bu blog da yarim yamalak kalacaksa artik bir sey yazmam bir daha... O yuzden direnmeliyim, savasmaliyim!!!

Simdilerde instagram ile ask yasiyorum. Yalan yok, blog yazmaktan daha kolay, fotograf cek hooop at instagrama gitsin.





Artik her seyimi kaldirdim neredeyse.  Evde ben Muhit ve paketler olarak yasiyoruz. Bu nedenle poz icin elimde yeterince malzeme olmuyor.

Servisleri bi guzel kolaladim, kaldirdim. Onlar da pakete girdiler. Sevimli oldu ama, de mi?:)

Sevgilerimle,
P.

20 Şubat 2015 Cuma

eski sandalye- yeni sandalye

Babaannemin evinden üç beş hırsızlık yapmıştım, Aydın'a taşınırken. Bayılarak kullandığım antika berjerlerim salonda. Onların ahşap ceviz görüntüsünü bozmaya kıyamadım, sadece kumaşlarını kaplatmıştım. Koltukların ahşap yerlerine sadece arada bir zeytinyağı ile eskimiş yerlerine bakım yapıyorum (evet, yüz maskesi tarifi gibi oldu; 2 tatlı kaşığı bal, biraz limon...) :), o kadar. İlk planım beyaza boyamaktı, ama şimdi göz diktiğim bu koltukların takımı olan bir üçlü büyük ve iki tane de tekli koltuk daha var, onları alıp beyaz hayallerimi onlarda gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Bu yazının konusu olan zavallı iki sandalyecik de babamın alalım alalım belki bir gün lazım olur diye ( bütün ailenin pis huyları bende toplanmış!) arabaya attığı, yine babaannemin bağışlamasıyla eve gelen eşyalar. üç yıldır dokunamadım. Önce boyadım, olmadı, beğenmedim, sonra eskittim ı ıh, göze güzel gelmedi, kumaşları ne olacak, kaplatmaya da göndermek istemiyorum, kıytırık kıytırık nasıl getirdin diyecekler, zaten kafamdaki şeyi paylaşmak istemiyorum, çünkü anlamıyorlar; ben de tamam o zaman dedim ve işe önce bir zımba makinesi alarak başladım.

Sonra iş kumaş bulmaya geldi. Ama nasıl tezcanlıyım, nasıl tezcanlıyım. Mümkün değil, dışarı çıkıp da kumaş aranamayacağım. O zamaaann, dedim, evdeki bu sefer de anneden aşırılan kumaşları meydana çıkardım. Fakat onların hiçbiri uygun değildi. En sonunda tadilata uğrayacaklar arasına attığım eski bir elbisem gözüme çarptı. Baktım, öyle pek de onarılacak bir yanı yok, hadi bakalım, denemelere başlayabilirim dedim. Zımba yapmak o kadar eğlenceli ki! Dikiş dikmeyi de çok severim ama zımba yaparken ki, baktın fazla mı geldi, kes çıkar o kısmını, baktın yamuk mu oldu, amaaaan canım, ne olacak (tabii ki bu kullanılan kumaşla doğru orantılı, aman yanlış anlama olmasın.) rahatlığı bana çok iyi geldi.


 Sandalyelerin oturma kısımlarını hemen bir saat içinde kaplamış oldum. Muhit Bey bu işe pek mutlu değil, çünkü daha önceden sandalyenin üzerinde olan kumaş tam da tırnaklarını törpüleyebileceği dokulu bir kumaştı. Bkz, 1. resim. Şimdi her ne kadar denese de tırnaklarını kumaşa gömmeyi beceremiyor, gerçi o da azıcık tırnakların uzamasına bakar ama... Bakalım bir yolunu bulacak mı?


Ahşap iskelete gelince... Aslında bu şekilde boyamaya devam edip düzeltmeye çalışabilirim fakat adam edeceğim diye o kadar çok boya harcadım yine de istediğim görüntüyü sağlayamadım. Şimdi her şeye yeni baştan başlayıp zımpara yapıp, düzeltip tekrar boyamayı düşünüyorum.

Bu arada her iki fotoğrafta da (Önce-Sonra), çalışma odamın incilerini döktüğümü fark ettim. Annem bu blogu görse, bu dağınıklığını insanlarla paylaşmaya utanmıyor musun diye paylayabilirdi beni:) Ama anlatamıyorum ki, çalışma odası dediğin dağınık olur, adı üstünde, çalışma var orada :)

Sevgilerimle,
P.

18 Şubat 2015 Çarşamba

ekmek kutusu

Bu seferki iş beni epeyce uğraştırdı. Gerçi benim üşengeçliğim ve yapılması gereken bir takım gerekli şeyleri yapmayıp hemen bitirmeye çalışmak da işin içinde elbette. Ama ne oldu, yapmadığım her şeyi ileri aşamalarda illa ki yapmak zorunda kaldım.

Ne yapmak gerekiyordu, zımparalamak ve astar atmak. Peki ben ne yaptım, hemen boyamaya geçtim. Her zaman kullandığım boyam bu kez beni hayal kırıklığına uğrattı. Sanki seyreltilmiş gibi bir türlü kapatmadı ahşabı. Fakat öyle ya da böyle ilerleyen aşamalarda o zımpara yapıldı ve o astar atıldı.


Sevgili "He he hee, yine pembe yapmışsın" dese de, hayır pembe değil kırmızı. Ha, ne fark eder, yine renkli bir şey oldu. Beyaz beyaz diye ölüp bitsem de sanırım içimdeki canavarı durduramıyorum.

Peçete dekupaj, boyama ve boya sonrası hemen eskitme yaptım. Boyanın kurumasını beklemedim. Bu sayede daha kolay eski hale getirebildim. Henüz üzerinde vernik yok. Yat verniği ile en son yaşadığım kötü deneyimden sonra bu konuda oldukça temkinli davranmaya çalışıyorum.

Tam olarak bitmedi gözümde aslında, ufak tefek birkaç ekleme gerekiyor sanırım. Ama uzun zamandır masamda, aklımda duran bir şeyi daha neredeyse tamamlayıp kenara koyabileceğim. Bu bile hiçbir şeye yetişemediğimi düşündüğüm bir dönem için beni motive ediyor.


Yarın benim doğum günüm, ve Tanrı biliyor, tek bir dileğim var.
Sevgilerimle,
P.