Etiketler

kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kedi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Eylül 2016 Perşembe

Yeni hayatlar... Kanaviçe Pano


Lisede sıra arkadaşım, ardından üniversitede sıra arkadaşım...
Hatta ardından aynı bakanlığa atanmamız sonucu meslektaş olmanın yanında üstüne bir de iş arkadaşım.
Ne çok ortak yolumuz olmuş, ne çok kesişmiş hayatlarımız.
Eşlerimizin mesleği bile aynı.

Velhasıl kelam, işte bu güzel insan evlenmeye karar vermiş! Bu hafta sonu da nişanı varmış. Bu dönemler pek hareketlidir, pek curcunalıdır, pek çok söz girer araya, bazen duymak istemediklerini duyar ve söylemek istemediklerini söylersin. Hazırlıklar yaklaştıkça heyecan artar, insanın savunmaları düşer. Ben her şeye burnumu sokmaya çalışmış ve bazı şeyleri fazlasıyla karıştırmış sorumluluğumu arttırarak kendime daha çok gerginlik yaratmıştım. Kendime not aldım: Bir daha böyle bir şey olursa başkalarından yardım isteyeceğim ki her şey daha kolaylaşsın.

Nitekim Canan'cığım anladığım kadarıyla böyle yapıyor. Ayrı şehirlerde oturduğumuz için bizzat tanıklık edemiyorum, telefondan haberleşebiliyoruz ancak. Fakat kendisi de organizatörlüğü üstlenmiş annesi ile ayrı şehirlerde olduğu için o da hazırlıklara tanıklık edemiyor. "Herkes ne istiyorsa yapsın." fikrinde. Ki bence, gerçekten en iyisi bu. "Ben bunu istiyorum, buyurun yapın." deyip bir kenara çekileceksin. Sevenlerin senin için pek çok şey yapacaklardır zaten.

Bu günü için ona bir hediye yapmak istedim. Bu ara kasnaklar pek moda ama ben bir türlü alışamadım kasnak fikrine. Bana dekorasyon objesinden çok kum eleği gibi geliyor, ne bileyim sevemedim. Belki de şans vermem lazım, bakalım, nasip...


Ekim ayı takvimini etamine işledim, 1 ekim tarihi de kalp içinde. Neden, çünkü adet bu! Çünkü o gün nişanlanıyorlar, ya ne olacaktı ki? :)










Meraklı farem hemen duruma müdahaleye, koklamaya, merakını gidermeye yöneldi. Kedi kafası çok başka bir şey. Bir şeyi keşfederkenki halleri o kadar saçma ki, bi' tırsmalar, bi' kabarmalar, bi' "Bu ney laaan!" ifadeleri. Bayılıyorum, ısırasım geliyor ağzını yüzünü.










Gelin çiçeğimle bu yazıyı sonlandırıyorum.
Dilerim güzel arkadaşımın daha güzel günleri, daha mutlu anıları olur.
Dilerim, ömürleri güzel olur.

Sevgilerimle,
Pınar

22 Eylül 2016 Perşembe

African Flower motifli bebek/ diz battaniyesi



                                                  i love crochet ile ilgili görsel sonucu





Bu yaz beni en çok sakinleştiren şey örgü örmekti. Zihnimi susturdu, bedenimi dinginleştirdi, sevdiğim şeye odaklandığım için daha az kurgulamama yol açtı.

Düşünüyorum da daha avuç kadar çocuk iken, okula başlamamışken elime tığ alıp da zincir nasıl çekiliyor onu öğrenmiştim annemden. El işlerini ve sanatsal faaliyetleri hep çok sevmişimdir. Her zaman elimin altında ya bir örgü ya dikiş, ya dekoratif boyama, ya resim illa ki bulunmuştur.

Geçtiğimiz sene Hobium isimli hobi malzemeleri satış mağazasından Gazzal isimli markanın baby cotton iplerinden almıştım. Elimde oyalandığım başka şeyler vardı ve bir süre kullanmaya kıyamadığım için kenarda tuttum ipleri. African flower isminde altıgen bir tığ işi modeli var, ne zamandır bir yerde kullanmak istiyordum, elimdeki ipleri bu motifle değerlendirmeye karar verdim.
african flower ile ilgili görsel sonucu
thelittletreasures.blogspot.com

Motifleri yapmaya başladıktan sonra ne olmalı diye düşündüm, ama battaniyeleri inanılmaz seviyorum. Genelde bebek battaniyesi olarak başlasam da ebatları genişleyince bir yetişkinin de diz battaniyesi olabilecek büyüklükte oluyorlar.




Bebek ya da diz battaniyesi olmasına gerek yok, kedi battaniyesi de olabilir. Ya da evde kedi varsa zaten bir şekilde onu kendi battaniyesi yapacaktır, evdeki diğer bütün her şeyi kendi eşyası yaptıkları gibi.  Yıkamak için komodinin üzerinde beklettiğim iki gün boyunca işten eve geldiğimde battaniyeyi yerde buldum. Büyük ihtimalle bir süre aşk yaşadı Muhit Bey kendisiyle.








Gazzal iplerinden çok memnun kaldım. Örmesi çok kolay, renkleri de çok güzel. Yün olanı denemedim, benim kullandığım pamuk alaşımlı iplerdi, yine almayı planlıyorum. Yün almayı da planlıyorum gerçi... Daha çok alsam, hepsi benim olsa... :)

Hayır tabii ki, o kadar müsriflikten konuştum daha önce, kendi mottomu yazdım buraya. Evde gereksiz kalabalığa gerek yok.

Zaten içim de gitse, gönül işte istiyor, elimdeki birikmiş işler ve iplerim bitmeden yeni ip almayacağım. Gerçekten avcı-toplayıcı genetik mirastan sadece toplayıcılık bana kalmış, evin içinde eşyalar oturmaya başladı, biraz kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor.


Bol örgülü günlere,
Sevgilerimle,
Pınar

20 Eylül 2016 Salı

Şal yapıyorum, ama kime?

Bu örgüye 1800'lü yılların başında ekinlerin toplama zamanı geldiğinde başlamıştım.
...

Büyük ihtimalle lisedeydim. Ivır zıvır şeylerle uğraşmayı bebeklikten beri sevdiğim için elime geçen şeylerle oynamaktan geri duramazdım. Annem bir battaniye yapıyordu, orlon iplerle, o zamanlar adının 'granny square' olduğunu bilmiyor, pinterest olmadığından orada yeni modeller aratamıyorduk elbette. Onlardan artan iplerle, ben bundan bir şal yaparım o zaman deyip başlamıştım buna. Geçen gün yünlerimi didiklerken ana bir baktım bu çıktı ortaya. Saklamışım demek ki.

Yatağın üzerine koydum, yün sandığını kurcalamaya devam ediyordum, bizim oğlan girdi devreye hemen. Bir sürtünmeler, bir oyunlar. "He" dedim, "sana yapmışım çünkü ben bunu, bak boyu da tam sana göre."

Ne vardı? Hayır, ne vardı??

Kediler pek sever bir şeylerin altına girmeyi, arasına girmeyi, saklanmayı... Yeni bir eşya varsa ona gider bi' sürttürür ağzını yüzünü. Amaç: Kokusunu bırakmak. Gizil amaç: Bunlar hep benim yavruuuum, demek.







Tam Mufit ölçülerine göre yapılmış, hazırlanmış; komşu teyzelere güne giderken şöyle bir omuzlarına atıp çıkabilecekmiş gibi durmuyor mu?

--Yerim seni, kedi!--

Elimde diğer renklerden başka ip kalmadı. Dolayısıyla ya kalan kısmı siyah ile devam ettireceğim ya da başka bir şey olarak değerlendireceğim. Ama daha değil. Bi' yüz yıl daha unuturum büyük ihtimalle ben bunu. Du' bakalı n'olecak?

Tabii ki Muhit'e bırakmayacağım, zaten her şeyime el koyuyor, bu kadarı da fazla ama değil mi?
Azıcık kediliğini bilsin!

Bebeğim benim..

1 Haziran 2016 Çarşamba

Pembe çiçekli battaniye


Sanırım üç hafta kadar uğraştırdı beni ama iş varken hiç kolay olmuyor buna benzer büyük işlerle ilgilenmek. Uygun saatleri ayarlayıp çalışmıyor olsaydım taş çatlasın bir hafta sürerdi. (Yazar burada kendince, kendine methiyeler sıralar...)

Bu ara bebek battaniyesi fikrini çok seviyorum. Neden acaba? (Yazar burada kendine subliminal mesaj vermektedir.) Yakın ve yaşıt olduğum bir arkadaşım yakın zamanda doğum yaptı, yaklaşık bir aylık bir bebesi var. Kız. Onun son hamilelik dönemlerinde konuşmalarımızla harekete geçip renklerle oynayıp, biraz da pinterest kurcalayıp bir battaniye örmeye başladım.

Bu boyutta büyük bir şey çalışıp bu kadar keyif aldığım bir çalışma olmamıştı daha önce. Çünkü hep, "Bitsin artıııkkkk!" diye isyan etmeye başlarım bir şey çalışırken. I ıh. Bu böyle olmadı.



Küçük pembe kabarık çiçek motifleriyle başladım, ardından yeşil yapraklarını yaptım. Beyaz fon ile tamamladım.



Bazıları da pek meraklı! "O ne, o ip ne, o sallanan şey ne, sen onunla niye oynuyorsun, gel, benimle oyna." gibi bazı sabotajlarla beni engellemeye çalıştı. Başardı mı, genelde evet, ama yine de yılmadım, çalıştım!

Ne bınlar böyle yeaaa, yesen yenmez, oynasan oynanmaz, garip garip şeyler Pınar,hıh!






Bebek battaniyesi olmasının yanında koltuk şalı olarak da kullanılabilir, tabii. Bence bu şekilde de oldukça keyifli görünüyor.

Sevgilerimle,
Pınar

4 Şubat 2016 Perşembe

Proje derken?

Şöyle ki;
Hayatım farklı bir döneme evrilmiş durumda. Yeni kurmaya çalıştığım devamlı olacak ilişkiler var, kuramadıklarım var, kurma noktasında zorlandıklarım var. 
Geçindirmekle mükellef olduğum bir evim, sorumlu olduğum bir kocam var.
Bir de bunların ötesinde ben ve yapmak istediklerim var.
Ve farkına vardığım kadarıyla, belki de psikodramada kendimi hallaç pamuğu gibi atmamın etkisiyle yapmak şstediklerim birbirine girmiş durumda.
Ayın 19'unda doğum günüm var. Dün de bahsettiğim üzere 28 yaşımı dolduracağım.
Şimdiye dek amaçlarım doğrultusunda fakat sistemler nedeniyle istesem de istemesem de dolduruldu hayatım. Ve diyorum ki, şimdi doldurma sırası bende.

Bu doldurma işlemini akışına bırakıp yapmaya kalktığımda kendimde şöyle bir düzen sezdim.
06.30- Kalkış
07.00- Kahvaltı hazırlama
07.20- Kahvaltıya oturma
07.40- İşe geç kaldık diye serzenişler
07.55- Evden çıkış
08.10- İşe geliş
.
.
.
17.00- Mesai bitimi
17.15- Eve dönüş yolculuğu
17.40- Eve geliş
18.00- Akşam yemeği hazırlama
18.30- Akşam yemeği
19.30- Mutfak toplamaya çalışma
20.30- Tv
22.30-23.00- Yatmaya geç kaldıııımm hayıflanmaları
23.30-00.00- Yatış

Ve ertesi gün yeniden aynı işlem.
Ve yeniden...
Ve bu çok sıkıcı.

Bu doğrultuda öncelikli ihtiyacım bir düzen oluşturmak öncelikli ihtiyacım beni mutlu eden bir düzen oluşturmak. Bunu oluşturmak için de şöyle bir şey fark ettim. Ne kadar az eşyan varsa o kadar kolay derlenip toplanılabiliniyor ve geri kalan zamanda da daha az yorgunluk ve daha "kaliteli zaman" geçirilmesi olanaklı oluyor.

Yani, projelerden bir tanesi ki benim ve eşimin ruh sağlığını muasır medeniyetler seviyesinde tutabilmek için: "DÜZENLİ EV PROJESİ".

Adını koyduktan sonra bununla ilgili alt başlıklara ve yapacaklarıma/ yapabileceklerime odaklanabilirim artık. Bununla ilgili dikkate almam gereken ve aklımı kaybetmemek için yapacağım en önemli şey gerçekçi olmak. Bir ara cleanmama web sayfasına takılıp temizlik takıntısı oluşturmaya çalışmıştım kendime. (Ama danışanlar olunca da onların obsesif kompulsif davranışlarını norm dışı olarak değerlendirip psikoeğitimsel çalışmalar yapıyorum, o ayrı.) Ama şimdi evde hediyelerle ve açılmamış paketlerle birlikte gelen 765274523944 takım nevresim, 12367391 tane tabak,çanak bilimum mutfak eşyası, 7846834587823821372 tane eşime ve bana ait atmaya kıyamadığımız yayıntı olunca bu kadar eşyayla birlikte sen o evin parkelerini zor görürsün hatun, dedim kendime.

-Hmm, demek ki bu işe eşya azaltmakla başlamam gerekiyor. Madde.1-

Pekala, 19 şubata kadar acaba "DÜZENLİ EV PROJESİ" ni başlatabilir miyim?
Ne dersin bu işe, Pınar Hanım?

Ev düzenleme projeme kendince "Nah çıkartan!" Hermittin.
Bazı kediler de aileye hiç destek olmuyor!


20 Şubat 2015 Cuma

eski sandalye- yeni sandalye

Babaannemin evinden üç beş hırsızlık yapmıştım, Aydın'a taşınırken. Bayılarak kullandığım antika berjerlerim salonda. Onların ahşap ceviz görüntüsünü bozmaya kıyamadım, sadece kumaşlarını kaplatmıştım. Koltukların ahşap yerlerine sadece arada bir zeytinyağı ile eskimiş yerlerine bakım yapıyorum (evet, yüz maskesi tarifi gibi oldu; 2 tatlı kaşığı bal, biraz limon...) :), o kadar. İlk planım beyaza boyamaktı, ama şimdi göz diktiğim bu koltukların takımı olan bir üçlü büyük ve iki tane de tekli koltuk daha var, onları alıp beyaz hayallerimi onlarda gerçekleştirmeyi planlıyorum.

Bu yazının konusu olan zavallı iki sandalyecik de babamın alalım alalım belki bir gün lazım olur diye ( bütün ailenin pis huyları bende toplanmış!) arabaya attığı, yine babaannemin bağışlamasıyla eve gelen eşyalar. üç yıldır dokunamadım. Önce boyadım, olmadı, beğenmedim, sonra eskittim ı ıh, göze güzel gelmedi, kumaşları ne olacak, kaplatmaya da göndermek istemiyorum, kıytırık kıytırık nasıl getirdin diyecekler, zaten kafamdaki şeyi paylaşmak istemiyorum, çünkü anlamıyorlar; ben de tamam o zaman dedim ve işe önce bir zımba makinesi alarak başladım.

Sonra iş kumaş bulmaya geldi. Ama nasıl tezcanlıyım, nasıl tezcanlıyım. Mümkün değil, dışarı çıkıp da kumaş aranamayacağım. O zamaaann, dedim, evdeki bu sefer de anneden aşırılan kumaşları meydana çıkardım. Fakat onların hiçbiri uygun değildi. En sonunda tadilata uğrayacaklar arasına attığım eski bir elbisem gözüme çarptı. Baktım, öyle pek de onarılacak bir yanı yok, hadi bakalım, denemelere başlayabilirim dedim. Zımba yapmak o kadar eğlenceli ki! Dikiş dikmeyi de çok severim ama zımba yaparken ki, baktın fazla mı geldi, kes çıkar o kısmını, baktın yamuk mu oldu, amaaaan canım, ne olacak (tabii ki bu kullanılan kumaşla doğru orantılı, aman yanlış anlama olmasın.) rahatlığı bana çok iyi geldi.


 Sandalyelerin oturma kısımlarını hemen bir saat içinde kaplamış oldum. Muhit Bey bu işe pek mutlu değil, çünkü daha önceden sandalyenin üzerinde olan kumaş tam da tırnaklarını törpüleyebileceği dokulu bir kumaştı. Bkz, 1. resim. Şimdi her ne kadar denese de tırnaklarını kumaşa gömmeyi beceremiyor, gerçi o da azıcık tırnakların uzamasına bakar ama... Bakalım bir yolunu bulacak mı?


Ahşap iskelete gelince... Aslında bu şekilde boyamaya devam edip düzeltmeye çalışabilirim fakat adam edeceğim diye o kadar çok boya harcadım yine de istediğim görüntüyü sağlayamadım. Şimdi her şeye yeni baştan başlayıp zımpara yapıp, düzeltip tekrar boyamayı düşünüyorum.

Bu arada her iki fotoğrafta da (Önce-Sonra), çalışma odamın incilerini döktüğümü fark ettim. Annem bu blogu görse, bu dağınıklığını insanlarla paylaşmaya utanmıyor musun diye paylayabilirdi beni:) Ama anlatamıyorum ki, çalışma odası dediğin dağınık olur, adı üstünde, çalışma var orada :)

Sevgilerimle,
P.

31 Aralık 2014 Çarşamba

Bol örgülü bir dönem- Renkli battaniye

Kış dediğin battaniye mevsimidir. Ama artık, öyle eski tip sevimsiz battaniyeler değil, hele ki sadece bedenimizi sıcak tutsun diye hiç değil. Battaniye dediğin insanın ruhunu da ısıtmalı, yumuşacık olmalı...


Dolgu boş modeli ile yapıldı, model çok basit fakat çok kullanışlı. Renkler de güzel olduktan sonra, ortaya beğenilerek kullanılan bir ürün çıkıyor.



Kedimiz de durur mu, yeni bir şey yapılmış, bir yerlere serilirlen orada kıpır kıpır bir şey var, hemen gitmeli, üstüne oturmalı, yatmalı, onu koklamalı...

Bir de gidip tam merkezine oturmak...





Battaniyeyle birlikte kendini de hediye edecekmiş, kendini paketlediğine göre. Fotoğrafta görünen o! :)


Sevgilerimle,
P.