Evlilik sonrasında kadınların en çok ama en çok yakındıkları konunnun
başında her şeye yetememek geliyor. Özellikle çalışan ve çocuklu
kadınların ciddi yakınmalrına tanık oluyorum. Her şeye yetmeye çalışmak
zor, dur ben sana daha net bir şekilde söyleyeyim: İmkansız.
Ama,
bunun imkansız olduğunu bilinç hali bildiği halde bir yerde tıkanma
yaşanıyor. Bu tıkanmalar ne biliyor musunuz? Şimdiye dek getirdiğimiz
yaşımız kaçsa o yaşa kadar edindiğimiz, öğrendiğimiz, gördüğümüz,
gözlemlediğimiz, duyduğumuz, duymak zorunda bırakıldığımız
bilinçdışımıza kodlanan en iyi olmaya çalışma güdüsü.
"Evim
pırıl pırıl olsun, birisi geldiğinde her şey mükemmel olsun, en iyi
yemekler olsun, şimdiye dek en memnun kaldıkları ev benim evim olsun. "
"Ben
pırıl pırıl olayım, her daim temiz olayım, saçım, makyajım giysilerim
kusursuz olsun, tırnaklarım hep ojeli ve bakımlı olsun, bacağımda tek
bir kıl dahi olmasın."
"Çocuğum temiz olsun, en iyisini
yesin, en iyi bakımı görsün, lafımdan çıkmasın, çikolata yemesin,
bensiz bi yere gitmesin -güvenli dahi olsa- , odası temiz olsun,
kıyafetleri düzgün olsun, onunla en kaliteli zamanı ben geçireyim,
oyunlar, şakalar, gülüşmeler olsun, çocuğum mutsuz olmasın."
"Sekiz-
beş çalışayım, işime de yeteyim, en başarılı ben olayım,
patron/müdür/amir en çok beni sevsin, işlerim asla kalmasın, hep
zamanında bitireyim, herkese örnek olayım -sınıf birincisi olayım-"
"Kocamla
çok mutlu olayım, onun isteklerini de yapayım, düzenli sevişelim,
hayatımıza yenilikler getirelim, gezelim, tozalım, yemeklere çıkalım,
hiçbir şeyden, hiçbir kimseden geri kalmayalım."
Eksik
kaldı mı, kalmıştır elbet. Arada ipucu verdim, nereden geldiği
anlaşılsın diye. Bunlar hep çocukluktan zihnimize kazınmış ikincil
öğretilerimiz. Ben kendimi evlenene kadar evin düzenine bu kadar takık
bir kadın olarak tanımlamazdım. Sevgilim o zamanlar da bana gelirdi,
kaliteli zaman geçirirdik, evim derli toplu da olsa dağınık da olsa
önemsemezdim. Ne olacaktı sanki?
Evlenince
ne değişti? Roller. Roller değişince ben kendi bildiğim "karılık"
rolünü, o da kendi bildiği "kocalık" rolünü oynamaya başladı. Rollerde
bir sıkıntı yoktu aslında, ama bir yerde yine takılmıştık ne yazık ki.
Benim
öğrendiğim ve uygulamaya çalıştığım rol ile olmak istediğim rol
arasında bir uyuşmazlık vardı. Çünkü bilincimdeki çalışan kadın
kodlarıyla bilinçdışımdan getirdiğim evdeki kadın kodları birbirine
geçmiş durumdaydı.
Feminist düşünceyle hareket edersem
eşimin benimle birlikte her şeye el atması gerekiyordu. Bunu ondan
beklediğimi de zaman zaman ona belli ettim ya da dile getirdim -bkz. dün
akşam!-. Ben kahvaltı hazırlıyorsam o da bana yardım etmeliydi, ben
temizlik yapıyorsam o da ucundan tutmalıydı, akşam yemeğinde iki tabak
sofraya koymalıydı, ben söylemeden çöpü çıkarmalı, kedinin kumunu
değiştirmeli, yemekten sonra en azından kendi tabağını bulaşık
makinesine yerleştirmeliydi, beni yemekte tek başıma bırakmamalıydı,
yemek denen şey sosyal bir şeydi çünkü, o gittikten sonra yemeğn tadı
tuzu olmuyordu.
Öte yandan bir şeyler yapıyordu.
Ama ideal yaratmaya çalışan kadına yetemiyordu. Elinden geleni yapıyor
ama bir türlü takdir göremiyordu. Kırk yılın başında bir geri
çekilmişti, onda da hemen lafı yemişti. Ne olurdu çorapları ortada olsa,
ne olurdu bugün yatak toplanmasa, ne olurdu ev bir hafta süpürülmese. O
hiçbir şey talep etmiyordu ama kadın sürekli dırdırlanıyordu. Azıcık
rahat olamaz mıydı?
Pek çok evde yaşanan şeyin küçük
bir özeti bu. Aman canım, ne olacak diyemiyorum, çünkü biliyorum ki her
pürüzlü davranışın altında açığa çıkmayı bekleyen bir yaşam olayı var.
Tamamlanmamışlıklar olduğunda sürekli şimdiyi kazıyıp geçmişe gidiyoruz,
ama neyi nerede aramamız gerektiğini bilmediğimizde bozuk plak gibi
tekrar edip duruyoruz. Aynı olay, aynı tepki, aynı sonuç. Ne zaman ki
döngü kırılıyor bir yerde, ondan sonra iyileşme faslı geliyor. O noktada
da çalışmak gerekiyor elbette. Ama asıl mühim olan farkındalık.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder